14 Temmuz 2014 Pazartesi

YENİ BİR İŞE "EVET" DEMEDEN ÖNCE DİKKAT ETMENİZ GEREKEN 10 UNSUR

Yeni bir iş arayışındasınız. Görünüşe göre görüşmeleriniz oldukça iyi gidiyor. Oysa bir önceki işiniz de böyle başlamıştı. Şimdi ise size vaadedilenleri bulamadığınız için oradan çıkacağınız günü iple çekiyorsunuz. Peki neden?

İçinde bulunduğu olumsuz çalışma koşullarından kurtulma fikri, adaya pembe gözlükler taktırabildiğinden, iş görüşmeleri genelde, adayın maksimum düzeyde hevesli, umutlu ve iyimser bakabildiği dönemler oluyor. Ve bu süreç aday tarafından doğru analiz edilemezse, aday için benzer bir hikaye başlıyor.

İşverenlerin ve çalışma arkadaşlarının, zaman içerisinde karşılaşacağınız yeni yeni huyları için başlangıçta yapılabilecek çok fazla bir şey bulunmuyor maalesef. Ama yazıya dökebileceğiniz ve altına imza atılabilecek her tür detayı baştan düşünmekte yarar var. İşte bunlardan birkaçı:
  1. Sigortanızın aldığınız maaş üzerinden yatması gerekir. "Sigortanız olacak zaten." gibi yuvarlak ifadelerle karşılaştığınızda irdeleyin.
  2. Ücret konusunda baştan netleşin. "Bu rakam başlangıç için. İki üç ay sonra gerçekçi bir rakam olacak." ifadesi işverenin "Sen bir başla, nasılsa ben seni oyalarım." ya da " Bu rakama bir 100- 200 eklerim." deme biçimi olabilir.
  3. İş tanımınızı ve sınırlarını olabildiğince net tutun. Sizden beklenebileceğini hissettiğiniz ve yapmak istemediğiniz işler için açık konuşun.
  4. Hafta sonu mesailerini sorun. "Gerekli durumlarda hafta sonu da mesai yapabiliyoruz." ifadesi sizin için yeterli olmasın. Hafta sonları tatil diye işe girip, her Cumartesi tam gün çalışan insanlarla dolu şirketler. Kime göre, neye göre gerekli? :)
  5. Kime bağlı çalışacağınızı nokta olarak öğrenin.
  6. Yukarıdaki 5 maddenin, muhakkak bir sözleşme ile teminat altına alınmasını sağlayın.
  7. Sözleşmede sizi zor duruma sokacak maddelerin olmadığından emin olun. Bazı şirketler, iş kanununda yer alan ifadelerin ötesine geçerek, işten ihbar süresini doldurarak ayrılma halinde dahi çok yüksek tazminatlar ödeyeceğinize dair maddeler koyuyor. Ya da oradan ayrıldıktan sonra belli süreler içerisinde benzer bir işe giremeyeceğinizi yazarak, sizi daima kendine bağımlı kılmayı hedefliyor.
  8. 1. madde için, sözleşmede yazan maaşınızın net/brüt olarak alacağınız rakamla örtüştüğünden emin olun. Sözleşmeye daha düşük bir ücret yazarak sigortanızı düşük ödeyebilir, kalan maaşınızı elden verebilir, hatta hiç vermeyebilirler. Bu durumda altında imzanız olduğu için hiç bir hak iddia edemezsiniz.
  9. 2. madde için, deneme sürecinden sonraki rakamın ve tarihin açıkça yazılmasını isteyin. "Deneme sürecinden sonra, X tarih itibariyle, sözleşmenin feshedilmemesi halinde aylık net/ brüt ücret Y kadar olacaktır." gibi bir ifade mutlaka bulunsun.
  10. Deneme süresini sözleşmede netleştirin ve sözleşmede yer alan işe giriş tarihi ile ilk bordronuza dikkat edin. Deneme süreci bahane edilerek sigortanızın birkaç ay geç başlatılma riskine karşı küçük bir tedbir.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

BİLGİLERİM KİMLERİN ELİNDE?

Bildiğiniz üzere şu dönem yeni bir iş arayışındayım. Bu sebeple, hepimizin bildiği bazı iş bulma sitelerini aktif olarak kullanıyorum.

Geçenlerde bu sitelerden birindeki hesabıma bir mesaj geldi. Mesajın geldiği şirketin adını anımsayamadım. Sektör olarak da başvurmuş olma ihtimalim çok düşüktü. Ancak gelen mesajda başvurumun değerlendirildiği, niteliklerimden olumlu yönde etkilendikleri ve verdikleri numaradan, belirttikleri isimle iletişime geçerek mülakat için tarih ve saati belirlememi istedikleri yazıyordu. Hemen hesabımdaki başvuru kayıtlarımı inceledim. Böyle bir şirket yok.

Üyesi olduğum siteyi aradım. Durumu anlattım. "Şirket bilgileri gizli" olan firmalardan biri olabileceğini söyledi. Şirket ismini biz göremiyoruz ama güvenlik adına kendilerinin bilmeleri gerektiğini düşünerek sordum. En azından, site ile işveren arasında bir müşteri ilişkisi olduğundan, bilmemeleri imkansızdır. Fakat kendilerinin de şirket bilgilerini gizleyerek ilan veren firmaların isim bilgilerine sahip olmadıklarını söyledi. Güvenip tüm bilgilerimizi kaydediyoruz. Sonra orada iş ilanı veren firmaların güvenilirliği noktasında ilgili siteye güvenerek başvuru yapıyor, hatta görüşmelere gidiyoruz. Açıkçası bu durum beni şaşırttı.

İlgili siteden sağlıklı bir yanıt alamayınca verilen numarayı aradım. Karşı tarafta son derece lakayıt bir üslupla konuşan biri açtı telefonu. Durumu özetledim ve bilgi istedim. Bana gönderdikleri mesajı yanlışlıkla diğer şirketlerinden göndermiş olabileceklerini, inşaat firmalarından değil, çağrı merkezi firmalarından bana mesaj gönderdiklerini söyledi. Pozisyonu sordum. Çağrı merkezi yetkilisi cevabını aldım. Böyle bir başvuruda bulunmadığımı söyleyince, biz cvlere bakmışızdır, kendimize uygun gördüklerimize mesaj göndermişizdir yanıtını alınca, daha fazla sinirlenmeden telefonu kapatmaya karar verdim.

Takip eden 2 hafta içerisinde bu defa telefonuma mesajlar gelmeye başladı. İsminden, sokakta satış işi olabileceğini tahmin ettiğim bir firmadan. Fakat mesajın sonunda yine aynı şirketler grubunun adı yazıyor. Bu sefer başka bir isimle çağırıyorlar. Yeniden iş bulma sitesini aradım. Durumun beni rahatsız ettiğini ve bir çözüm bulunmasını istedim. Bu defa, cvmi işverenlerin aramasına kapatabileceklerini ancak bunu tek bir firmaya değil, tamamına uygulayabileceklerini söylediler. Yani iş arayışım süresince kendi kendime alanımı daraltacaktım; kabul edemedim.

Etrafta çeşit çeşit firma var. Firma var, "firma" var. Hepimiz güvenilir insanlarla, doğru yerlerde doğru işler yapmak amacıyla iş arıyoruz. Evet, belki bu sitelerden yararlanmak için adaylar olarak bir ücret de ödemiyoruz. Ancak bu, kimin ilanını yayınladıklarından haberleri olmamasını meşrulaştırmıyor. Özellikle yıllardır hem adayların hem de işverenlerin güvenini kazanmış bu tür yapıların daha titiz davranması gerektiğini düşünüyorum.

17 Nisan 2014 Perşembe

ÇOCUK PATRONUN DRAMI

Sanıyorum birkaç sene önce... Ben iş arıyorum... İlan, bir yönetici pozisyonuna ilişkin. Başvurduktan bir gün sonra bir telefon geldi. Karşımdaki ses, konuya tamamen yabancı bir tonda şöyle dedi: Yarın x saatte sizi bekliyorlar. Benim kafamda onlarca soru işareti gezmeye başlıyor: Hangi şirket, kim görüşmek istiyor, sen kimsin, hiç değilse görüşme tarih ve saatinin benim için uygun olup olmayacağını nezaketen sorsaydın... Önce bir kem küm ettim, sonra ilk şaşkınlığı üzerimden atıp, şirketin adı ile adresini alabildim.

Uzatmayayım, ertesi gün görüşmeye gittim. Son derece lüks bir bölgede bir apartman dairesi. Fakat kapısında davet edildiğim şirket dışında farklı bir şirket tabelası da var. Ayaklarım bir adım geri gitti ama "buraya kadar geldim artık" deyip içeri girdim. Kapıyı açan hanım beni ofise aldı. İki dk sonra gelip parfümümü sordu. Sonra gidip bulaşıkları yerleştirdi. Anladım ki beni arayan sesin sahibiydi kendisi. Her işe koşturulan ve ne iş yaptığını bilmeyen bir kader kurbanı.

Biraz bekletildikten sonra içerideki ofise yönlendirildim. Kapıdan girmemle engel olamadığım bir gülme hali aldı beni. Sürekli tebessüm ederek, gülme atağı gelince araya bir espri sokarak ya da mimik değişikliği yaparak ört bas etmeye çalıştım bu durumu. Nedenine gelince... İhtişamlı bir ofis... İtiraf etmeliyim gerçekten etkileyiciydi. Ta ki o ceylan derisi koltukta oturan, masanın arkasında kaybolmuş çocuk patronu görene kadar. Ciddi ve bir o kadar komik bakışları, tek kaşı kaldırarak ciddiyetine ciddiyet katışı, koltuğunda kasım kasım kasılışı ve bütün masaya hakim olma niyetiyle kollarını masanın tamamına yettirme çabası, yetişemeyeceğini anlayınca yeniden toparlanışı...

Neyse ben ilk gülme atağını güler yüzlü bir tanışma anı olarak toparlayıp oturdum. Konuşmanın detaylarına geçtik. Yani geçmeye çalıştık. O laf olsun diye cvnin içinde yer alan çalışma maddelerimi ana başlıklar halinde sordu, ben de gözünün önünde yazanları sesli olarak tekrarladım. Sonra ilgili pozisyonda daha önce çalışan kişinin ayrılış nedenini ve bana bağlı çalışacak ekibin kaç kişiden oluştuğunu sordum. "Kovmuş". Öyle dedi tüm nezaketiyle (!). O an bir kez daha tamam dedim içimden sil burayı listenden. Ekip de yokmuş bu arada; kendi kendimin hem ekibi hem lideri olacakmışım. Şirketi sordum, kaç kişi çalışıyor diye. Sizle beraber 3 olacağız dedi. İkinci kişiyi de sanırım tahmin ettiniz. "Biz sizi değerlendireceğiz. Ona göre tekrar aranırsınız." dedi görüşmeyi sonlandırırken. Kaç kişiyle değerlendirecekse artık... İfadenin nezaketsizliğine zaten hiç girmiyorum. Benim sinirlerim artık tamamen boşaldı, gülerek tokalaştım ve çıktım.

Ertesi gün aynı ses aradı beni. "Yarın 09:00 da başlıyorsunuz." dedi. Bende yine sorulaar sorulaar... Nereye başlıyoruz? Bari bir teklif gönderseydiniz? Neyse telefondaki hanım ile anlaşamadık. Ben şirketin diğer çalışanı olan çocuk patronumuzu istedim telefona. Lutfettiler, benimle konuştular. Dedim ki; çok teşekkür ediyorum ama ücret konuşmamıştık. Sanıyorum teklif mailinizin elime ulaşmasında bir sorun oldu? "Yoo." dedi. "Göndermedik. Sizi şirketimiz için uygun gördük." Bende şoklar ardı ardına patlıyor tabii. "Peki rakam?" diye yeniledim. Şimdi söylemeyeyim; çok düşük bir rakam telaffuz etti. "Söylemiş olduğunuz koşullarda bu rakam benim düşündüğüm rakam ile örtüşmüyor." dedim. Anlamadı. "Yani düşündüğüm rakamın altında kalıyor. Ben teşekkür edeceğim size." dedim. Şöyle dedi: "Parayı mı az buldun?" Oo yoooooo !!!!!

Bu tam olarak şuydu: Babası kendi ofisinde bir odayı çocuğa vermiş oyalansın diye. O da canı sıkıldıkça birilerini görüşmeye çağırıyor, iki laf ediyor, işe alıyor, sıkılınca yine "Kovuyorum seni!" deyip egosunu tatmin ediyor. Zavallı bir çocuk patron. Bu şekilde giderse hayatı boyunca herkesin alay konusu olma dramını yaşayacak bir çocuk. İş hayatını, zorluklarını, terfi edebilmek için harcanan eforu, arada bir sendelemeyi, hatta düşüp dizlerini kanata kanata nasıl kanatmayacağını öğrenemeyecek.

Bir kez daha dönüp aynaya bakıyorum ve şükrediyorum: Böyle cahil olmadığım ve kendimi komik duruma düşürmediğim için. Ailemin, cehaletimi ve insanlara karşı saygısızlığımı destekleyecek insanlar olmadıkları, zorlukları deneyimlememe izin verdikleri ve hatta teşvik ettikleri ve beni böyle biri gibi yetiştirmedikleri için. Gerçekten şanslıyım...

14 Nisan 2014 Pazartesi

BÜYÜK KOLEJ PDR AİLE SEMPOZYUMU NOTLARIM

Geçtiğimiz Cumartesi günü Büyük Kolej' de düzenlenen PDR aile sempozyumundaydım. Başta Gülnur Hocam olmak üzere tüm PDR kadrosunun büyük bir titizlikle hazırlamış olduğu program, birbirinden değerli konuklarla oldukça keyifli geçti. Bu değerli konukların arasında konuşmacı olarak yer almak, benim için de oldukça heyecanlı ve onur verici bir deneyim oldu :)

Aileler ve öğretmenlerimize, bireyde başarısızlığın nedenleri ve çözüm yolları üzerine bir sunum gerçekleştirdik. Başarısızlığın sebebi olarak zihinlere yerleşmiş tüm olguların dışına çıkarak, sorunun temeline indik. Gerçek potansiyelimizi kullanamamızın nedenlerini ve bu sorunu nasıl aşabileceğimizi konuştuk.

Sunumumu yaparken bir kez daha farkettik ki; toplumumuzdaki başarı algısı ve başarılı sayılabilmek için gerçekleşmesi gereken koşullar, kendimizi devamlı olarak geliştirmeyi, yenilemeyi ve mevcut potansiyelinizi mümkün olan en yüksek düzeyde açığa çıkarabilmeyi ve kullanabilmeyi gerektiriyor.

Katılıp bilgilenmek istediğim o kadar çok konu vardı ki... Maalesef ofiste beni başka işlerin bekliyor olması nedeniyle programın tamamına katılamadım. Bir sonraki sempozyumda tüm konukları dinleyebilmeyi diliyor, bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Büyük Kolej ailesine ve organizasyon boyunca koşturan güleryüzlü PDR ekibine teşekkür ediyorum :)

16 Mart 2014 Pazar

LINE İLE YAPACAĞINIZ İŞ GÖRÜŞMELERİNİZİ KİMSE DİNLEYEMEZ

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!

Yılın en ses getiren satın almalarından biri olan Facebook’un Whatsapp’ı  satın alması iş dünyasında “Bilgilerimiz ne kadar güvende?” sorusunu da gündeme getirdi. Avrupa’da güvenlik uzmanlarının üzerinde durdukları bu konu, hızlı hareket etmek için e-posta yerine mesajlaşma uygulamalarına yönelenleri de ilgilendiriyor. Bu nedenle birçok kullanıcı alternatif uygulamalara yönelmeye başladı bile. Bu uygulamalar arasında öne çıkanlardan birisi de LINE. Uygulamada kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor.   LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.iteliğinde.

Telefon Numaranızı Gizli Tutun

LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.

Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.

Tanımadığınız Kişilerin Sizi Rahatsız Etmesine Engel Olun

Anlık mesajlaşma uygulamaları kullananların korkulu rüyalarından birisi de yanlışlıkla alakasız bir mesajlaşma grubuna eklenmektir. LINE’da tanımadığınız kişilerin bulunduğu bir grup sohbetine davet edildiğinizde grupta bulunan kişiler telefon numaranızı göremiyor.

Tanımadığınız bir kişi size mesaj attığında LINE otomatik olarak  “Ekle”, “Engelle” ve “Şikâyet et” seçeneklerini sunuyor. Eğer size mesaj gönderen kişiyi tanımıyorsanız kolayca engelleyebiliyorsunuz.

Telefonunuz Yanınızda Olmasa Da Mesajlarınızı Koruyun

Yazışmalarınızı meraklı gözlerden korumak için LINE’a şifre koyabiliyorsunuz. Diğer/Daha fazlası > Ayarlar > Gizlilik ayarlarından “Şifre Kilidi”ni kullanarak LINE’ın her açılışta şifre sormasını sağlayabiliyorsunuz.

Ayrıca “Sohbet Odası Ayarları”ndan tüm sohbet geçmişinizi ve sohbetler içerisinde paylaştığınız tüm dosyaları tamamen silebiliyorsunuz.

Bir arkadaşınız LINE’dan size mesaj yazdığında bildirimin ekranda mesaj okunacak şekilde belirip belirmemesi ile ilgili ayarlarınızı da istediğiniz gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bildirim ayarlarında yer alan “Önizleme göster” seçeneğini kapattığınızda, yeni bir mesaj geldiğinde ekranda gelen mesaj yerine “Bir mesajınız var!” yazısı görünüyor.

Paylaşımlarınızı Gizleyin

LINE’ı rakiplerinden ayıran bir diğer özelliği de ileti, fotoğraf, video, bağlantı gibi paylaşımların yapılabildiği, sosyal medya yapısına sahip Timeline ve Home özellikleri. LINE’daki Timeline ve Home hareketlerinizi yalnızca arkadaşlarınız görebiliyor. Ancak burada da iletilerinizin kimler tarafından görüntülenebileceğini belirleyebiliyorsunuz.

Timeline’ınızda paylaşmak istediğiniz iletinizi hazırlarken alt menünün en sağında bulunan “Kişiler” sembolüne tıklayarak iletinizin gizlilik ayarlarını yapabilirsiniz.

Nerede, Ne Zaman İsterseniz Güvenle Konuşun, Mesajlaşın!

LINE'ı tüm akıllı telefonlarda (iPhone, Android, Windows Phone, Blackberry, Nokia), tabletlerde ve hatta bilgisayarınızda bile kullanabilirsiniz.

Kullandığınız cihaza uygun LINE indirmek için: http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Şubat 2014 Pazar

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.

İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.

Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.    

Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.

Katılım koşulları

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

10 Şubat 2014 Pazartesi

5 ADIMDA MÜLAKATA HAZIRLIK


Bugüne dek mülakat sırasında yapılması ve yapılmaması gereken şeylerden söz ettik. Peki mülakata davet edildiğiniz andan mülakat gününe kadar neler yapmalı?
  1. İş tanımını ve aranan nitelikleri yeniden gözden geçirin: Referans olması için deneyimlerinizin içinden somut örnekler bulun. Aranan nitelikler arasında "liderlik", iş tanımı içerisinde "proje yönetimi" varsa, başarıyla sonuçlanmış bir proje çalışmanızı ve bu süreçte yaşadığınız liderlik deneyimlerini paylaşmak üzere hazırlık yapabilirsiniz.
  2. Kurumun misyon ve vizyonunu inceleyin: Kurumun neden kurulduğu ve hedeflerine ilişkin bilgi toplayın. Mülakat günü vereceğiniz yanıtlarda, bu alanlardaki küçük noktaları kullanmanın faydasını görebilirsiniz.
  3. Kurum ve mümkünse mülakatçı hakkında kendi yayınları dışında bilgi toplayın: "Kaç çalışanı vardır, eski çalışanları şirket hakkında neler söylüyor, sık sık eleman çıkarılır/değiştirilir mi, mülakatınızı yapacak kişinin vasıfları nelerdir, daha önce hangi görevlerde bulunmuştur" gibi sorulara bulacağınız yanıtlar, mülakatta hangi noktalarda temkinli olmanız ya da hangi soruları sormanız gerektiği noktasında size yardımcı olacaktır.
  4. Mülakat için uygun kıyafetler seçin: Herkesin bildiğini sandığımız ama hala en çok hata yapılan noktalardan biri maalesef. Evet, takım elbise başlığında genelleştiriyoruz ancak lütfen kol-paça boyuna, ütülü ve temiz olmasına, takı, makyaj ve parfümde sadeliğe dikkat edin. Aksi gerçekten çok rahatsız edici oluyor.
  5. Gideceğiniz yerin mesafesini, nasıl gidildiğini ve ne kadar sürdüğünü öğrenin: Mülakat yerine fazla erken gitmek de geç kalmak kadar yanlış. Gitmeden bir gün önce mutlaka bulunduğunuz yerin kuruma mesafesini ve nasıl gidildiğini öğrenin. Mülakat saatini göz önünde bulundurun. İş giriş-çıkış saatlerine denk geliyorsa trafiğe takılma riskini göz önünde bulundurun.

7 Şubat 2014 Cuma

İYİ BİR ÇALIŞANDAN "KURTULMAK" İÇİN 15 İPUCU


Bazen işverenler nitelikli çalışanlarından sıkılırlar. "Salla başı al maaşı, maaşı almasan da salla başı" türü elemanlarla "çalışmak" daha cazip gelir. Böyle durumlarda işverenin imdadına yetişecek birkaç ipucu. Buyrun efenim:
  1. Yaptığı çalışmaları takdir etmeyin, hatta görmezden gelin, aşağılayın.
  2. Sürekli açığını arayın ve her zaman eksik bir şeyler bulun.
  3. Onu en niteliksiz, en tembel çalışanlarla kıyaslayın, adına eşitlik diyin.
  4. Fütursuzca hesap sorun, açıklamalara kulak tıkayın.
  5. Mümkünse hesap sorduğunuz şeylerin yapılabilmesi için gerekli imkanları tanımamış olun. (maddi kaynak sağlamayın, aynı anda başka bir şey daha yapmasını isteyin)
  6. Söylediğiniz şeyleri inkar edin, söylemediklerinizi söylediğiniz konusunda ısrar edin.
  7. Kameralarla dakika dakika izleyin.
  8. Konuşmalarınızla iğneleyin.
  9. Nefes almadan söyleyeceklerinizi sıralayın. Sonra hızla ortamı terk edin. Cevap verme, kendini savunma ya da soru sorma fırsatı bırakmayın.
  10. Ondan sizin için fedakarlıklar yapmasını isteyin. Menfaatleriniz olduktan sonra tüm bunları unutun ve istediğiniz gibi çalışmadığını söyleyin.
  11. Onu aptal yerine koymaya çalışın.
  12. Kendinizi ondan daha zeki olduğunuz yalanına inandırın. Böylece ona yapacağınız her haksızlık girişiminde gereken cesareti kendinizde bulabileceksiniz.
  13. Onu asla dinlemeyin. Sonra onu dinlemediğiniz her konuda onun dediğine gelin ve buna rağmen tereddüt etmeden onu suçlayın.
  14. Ona önce tam yetki verdiğinizi söyleyin. Sonra yaşanan her durumda ona güvenmediğinizi gösterin. Adına prensip diyin.
  15. Hakkının çok altında bir maaş karşılığında çalıştırın.
Önemli not: Bütün bunları yapmadan önce bir önceki ayın maaşını yatırmadığınızdan emin olun. Hem biz zaten sizin şamar oğlanınız olmak için aldık o diplomaları. Çekinmeyin efenim.

Artık eserinizle gurur duyabilirsiniz:)


30 Ocak 2014 Perşembe

EYVAH BATIYORUZ !

Uzun süredir çalışma düzenimin yoğunluğu ve yorgunluğu nedeniyle yazı yazmaya fırsat bulamıyordum. Geçirdiğim küçük operasyon nedeniyle istirahatte olduğum şu iki-üç gün bu açığı kapatmaya çalışacağım:) Konular birikti, ben de şu günlerde iflas haberleri gündemde sıkça yer alınca , şirketlerin iflas sürecinde ekonomik nedenlerin dışındaki noktaları kaleme almaya çalıştım:

Maaşlar bir kaç aydır gecikmeli olarak yatıyor. Bazı aylar geç yattığı yetmezmiş gibi bir de parça parça yatıyor. Üst yönetim gergin, tahammülsüz. Panik halinde sürekli bir şeyler istiyor. Hep suçlayacak birilerini arıyor. Her gün birine çatıyor. Kriz çoktan kapıdan içeri girmiş ama onlar durumu yeni fark ediyor. Kriz ve belki de iflasa giden yolda patronların yaptığı hatalardan beşine bakalım:

Tek adam sendromu: Tüm çalışmaların tek hakimidir. Kurumsallığı ve profesyonel bir organizasyonu reddeder. Kendini yedeklemez. "Benim olmadığım bir durumda soruna kim müdahale eder, krizi kim sönümlendirir?"i hesap etmez. Birçok konuyu kendinden sonraki yetkili ile paylaşmaz. O tek adam gider, çıktığı kapıdan krizin ilk işaretleri girer.

Düzenli bir takip olmaması nedeniyle zamanında müdahale edememe: Hazırlanan raporları dikkate almaz hatta çoğunlukla okumaz. Yapılan olağanüstü toplantı çağrılarını reddetmek için hep bir bahaneleri vardır. Katıldığında büyük ihtimalle müdahale için geç kalınmıştır. Kimseyi konuşturmaz, panik içinde sorunları sıralar, geçici ve yanıltıcı "çözüm"ler için etrafa talimatlar savurur.

Açgözlülük ve tatminsizlik: Gerçeklikten uzaktır. Mevcut durumu asla tam olarak göremez. Hep en fazlasını ister. Tamamen kaybetmektense, makul fedakarlıklarla bir kısmını kazanma/ elde tutma fikrini her defasında reddeder. Ona göre daldaki 3 kuş, her zaman elindekinden önemlidir.

Sabırsızlıktan doğan plansızlık: Genellikle gelişmiş bir öngörü becerileri yoktur. Sorunu son dakikada kabullendiklerinden, hedef için sabırsızdırlar; planlanan süreci umursamaz hatta gereksiz görürler. Zemin oluşturmadan atılan aceleci adımlar başarıya ulaşmaz. Kaybedilen enerji, çalışanda motivasyon kaybına neden olur. Patrona olan güven ve işe olan inanç kaybedilir.

Her şeyi ben bilirim, en iyi ben bilirim inadı: Önce bir ekip kurar, sonra hepsini çöpe atar. Her birine vasıfsız birer eleman muamelesi yapar. İşi, bilene bırakmaz. Karar alması, süreci yönlendirmesi için görevlendirdiği çalışanlara ısrarla doğru sandığı yanlışları yaptırır. Oysa öğrenmesi gereken bir süreç ve işin içindeki insanların paylaşacakları endişe ve önerileri vardır.

Böyle patronlar kaçınılmaz sonu hak ediyorlar da, maalesef olan tüm çalışanlara oluyor.

31 Ekim 2013 Perşembe

MÜLAKATTA ADAY NEYİ, NASIL SORMALI?

İş görüşmelerinde soruları hep mülakatçının sorduğu yönündeki genel kanı değişiyor. Bu hem kendinizi farklı kılmak için bir fırsat, hem de mülakatı yapan kişinin sizi tanıması ve değerlendirmesi kadar, sizin kurumu tanımanız da önemli.
 
Genellikle mülakat sonunda mülakatı yapan kurum yetkilisi sormak istediğiniz bir şey olup olmadığını sorar. Sorular akıllıca hazırlanmış ise, adayın ciddiyetini ve istekliliğini gösterebileceği önemli noktalardan biri. Ancak her aklınıza geleni sormamak da bir o kadar önemli.
 
Yani eğer kurumun bir web sayfası varsa kurum hakkındaki temel bilgiyi buradan alarak iş görüşmesine gitmelisiniz. Kaç yılında kurulmuşlar? Kaç kişi çalışıyor? Şirketin faaliyet alanı nedir? gibi soruların yanıtlarını web sayfalarında bulabilirsiniz. Sayfada var olan bilgileri incelemeden mülakatçıya sormak, ilgisiz bir imaj çizmenize neden olabilir. Eğer bulamamışsanız, sayfalarını incelediğinizi ancak merak ettiğiniz ve yanıtını bulamadığınız bazı noktalar olduğunu paylaşabilirsiniz. Bu, sizin görüşmeye gerçekten değer verdiğinizi ve işi ciddiye aldığınızı gösterir.
 
Sorular daha çok mülakatın içeriği ile bağlantılı olacaktır. Örneğin;
 
  • Kurumunuzda terfi sisteminin aktif olarak çalıştığını söylemiştiniz. Aday olduğum pozisyon için öngördüğünüz terfi planlaması hakkında bilgi alabilir miyim?
  • İlandaki iş tanımının dışında, bu pozisyon için alınacak adaydan beklentileriniz var mıdır, nelerdir?
  • Kurum içerisindeki yapılanma nasıldır?
  • İşe alım süreci hakkında bilgi alabilir miyim?
  • Aday olduğum pozisyon yeni mi açıldı yoksa daha önce var mıydı? Var ise daha önceki çalışanın ayrılış sebebini öğrenmemde sakınca var mı?
  • Şirketinizin sunduğu yan haklar var mıdır, varsa nelerdir?
  • Mevcut personeli geliştirmeye yönelik eğitim çalışmalarınız var mı? gibi...

28 Ekim 2013 Pazartesi

BİR ÇALIŞAN NASIL KAYBEDİLİR?

Bazı kaynaklar çalışanları kategorilere ayırmış. Şirketine bağlı olanlar ve olmayanlar, başladığı ilk yerden emekli olanlar ve sık sık iş değiştirenler gibi...
 
Bence şirketleri ve işverenleri de ayırmak gerek. Çalışanları işe alırken dürüst olanlar ve olmayanlar, işi uzmanına bırakanlar ve burnunun dikine gidenler...
 
Onlarca şirket, nitelikli çalışanlarını bir bir kaybetmeyi nasıl başarıyor, bakalım:
 
1. Mülakat sırasında söylenen yalanlar, gizlenen gerçekler...
 
"Çalışma saatlerimiz 09:00-18:00. Çok istisnai durumlar haricinde mesai yapmayız." deyip, fazla mesaileri rutinin bir parçası haline getirmek.
 
"Satış başına prim veriyoruz." deyip, maaş günü gelince "Aa ama prim için gerekli olan sınırı tutturamadınız." diyebilmek.
 
" Sigortanız zaten yatacak, o konuda konuşmaya gerek yok." deyip, ay sonunda çalışanın önüne asgari ücret üzerinden ödenmiş bir çizelge koymak.
 
"Sizden beklediğimiz çalışmalar bunlar. Bunların dışında başka bir çalışma beklemiyoruz." deyip, imzayı attıktan sonra emrivaki işleri ard arda sıralamak.
 
"Maaşlarımız düzenli olarak ödenir." deyip, çeşitli bahanelerle maaşları geciktirmek.
 
Ve hepimizin tecrübelerinden ekleyebileceği onlarca örneğin insanda yarattığı kandırılmışlık hissi, ofisin kapısına doğru atacağınız ilk adımların zeminini oluşturuyor.
 
2. Çalışanın işini zorlaştıran ilgisizlikler...
 
Çalışanların paylaştığı sorunlara kulak verilmemesi, işte aksamalara sebebiyet verebiliyor. Talep edilen iş için gereken materyallerin bulunmaması, talebe rağmen temin edilmemesi çalışanlar için en büyük zorluklardan biri. Yetersiz ekipman ve bu koşullarda gerçekleşemeyecek işleri talep eden işverenin kaprisi çekilmiyor.
 
3. "Senden çok var" edası...
 
Özellikle çalışmalarında kaliteye önem vermeyen işverenlerin sıklıkla yaptığı bir hata. İyi çalışan giderse, onun kadar iyi olmasa da mutlaka bir çalışan bulacağını biliyor. Ve yapılacak işin kaliteli olmasındansa, daha rahat sömürülebilir bir çalışana daha az ücretle daha çok iş yaptırmak tercih ediliyor.
 
4. "En iyi ben bilirim"ciler...
 
Her işin uzmanını işe alıp, sonra da her işe burnunu sokanlar. İnsana "Bu diplomayı boşuna mı aldım, boşuna mı bu alanda yıllarca çalıştım ben?" sorusunu sorduruyorlar. Çalışanın önerisine kulak asmayıp, burunlarının dikine gidiyor, hatta bazıları duvara çarptıktan sonra hesabı çalışana sorabiliyor.
 
5. Hiç vermeden hep almak isteyenler...
 
"Aman kasamızdan bir kuruş çıkmasın, ama hep kazanalım." mantığı öyle boyutlarda yaşanır ki, mümkün olsa etraftan yapılacak şirket giderleri için sponsorluk istenecektir. Genellikle işe hep yeni bir iş eklenir ama maaşa dahası asla eklenmez. Bu gibi yerlerde patron hep birşeyler ister. Şu işi yapmak için şu kadar bir bütçeye ihtiyaç var dersiniz, önce yapalım sonra veririz der. Böyledir mantık, değiştiremezsiniz.
 
Sonra bu şirketler fazla gitmez, kapanır. Sonu baştan bellidir aslında; kaz gelecek yerden tavuğu esirgeyen, ama bir kümes dolusu kaz isteyip çalışanlara ofisi zindan eden yönetimler hem kazsız hem çalışansız kalmaya ve kapıya kilidi vurmaya mahkum oluyor sonunda.
 

10 Ekim 2013 Perşembe

GRUP MÜLAKATINI AVANTAJA ÇEVİRİN





Grup mülakatları, son yıllarda kurumların sıklıkla başvurduğu bir teknik. Şirketlerin grup mülakatını tercih etmesinin ardında farklı nedenler olabiliyor. Başvuran aday sayısının fazla olmasından dolayı elemeyi kolaylaştırma ve zamandan kazanma gibi nedenlerin yanında,






  • Liderlik vasıfları
  • Grup içerisindeki tutum ve davranışları
  • İkna kabiliyeti
  • Kendini ifade etme biçimi
  • Stres yönetimi becerisi
  • Pratik zeka
  • Yapıcılık
  • Hızlı ve akılcı çözüm üretebilme becerisi
  • Hedef odaklı çalışma becerisi
  • Analiz yeteneği
  • Bir vaka üzerinde aynı anda birden fazla dış etkenin etkilerini değerlendirerek karar verebilme becerisi
  • Zaman yönetimi
  • Karşısındakini etkin dinleme becerisi
  • Etkili konuşma becerisi
  • Özgüven
gibi birçok farklı kriter, adayın rakipleri arasında çok daha rahat değerlendirilebiliyor.

Özellikle bankalar gibi geniş çaplı personel alımları gerçekleştiren kurumlarda ortalama 5000 aday ile sürece başlandığını göz önünde bulundurduğumuzda, rakiplerin arasından sıyrılıp şirketten davet almak için birşeyler yapmak ya da bazı şeyleri yapmamak büyük önem taşıyor. İşte onlardan birkaçı:

  1. Sakin olun ve iyi bir başlangıç için iyi bir analiz yapın: Heyecanla paniği birbirine karıştırmayın. Pozisyon için istekli ve heyecanlı olmak ayrı, rakipler ve sizi izleyen mülakatçıların karşısında paniğe kapılıp kekelemek ayrıdır. İlk sözü söyleyen her zaman yarışı kazanamıyor maalesef. Dolayısıyla acele etmeyin. Konuyu, kendi savunacağınız görüşün ve karşı tarafın savuacağı görüşün analizini iyi yapın. Rakipleriniz umarsızca birbirlerinin söylemlerine sadece muhalefet edip mantıklı öneriler getiremezken devreye girin, sakin ve kararlı bir ses tonu ile durumun kısa bir analizini yapıp önerinizi paylaşın. Tüm dikkatleri üzerinize çekeceğinize şüphe yok.
  2. Ekibinizin hem bir parçası hem de lideri olun: Eğer münazara için 2 gruba ayrılmışsanız ve savunacağınız konu belirli ise, size verilen düşünme süresi içerisinde önce kendi ekibinizi koordine edin. Fikirlerini alın, ortak bir kağıda yazın. Bu fikirler üzerinden giderek savunma geliştirmeyi önerin ve ekibi buna itin. Ancak her düşüncenizi ekiple paylaşmayın. Bırakın kilit noktalarda altın vuruş sizin olsun. Böylece hem ekip çalışmasına uygun, hem liderlik vasıflarına sahip bir imaj çizeceksiniz.
  3. Karşınızdaki konuşmacıyı etkin dinleyin: 1. madde ile bağdaşan bir unsur olarak etkin dinlemek grup mülakatlarında başarılı olmanın sırrı. Karşınızdakini çok iyi dinleyin. Bırakın konuşsun. Bir süre sonra kendini tekrarlamaya ve hata yapmaya başlayacaktır. İlk söylemleri ile sonradan yaptıkları konuşmalar arasındaki çelişkileri bulup çıkarın. Kendilerini zora sokacak ifadeleri yakalayın ve bunların üzerine gidin. Aslında onların da bu ifadeleriyle sizin savınızı desteklemiş olduklarını gösterin. Elbette etik sınırlar çerçevesinde :)
  4. Yapıcı olun: 3. maddeyi uygularken saldırgan bir tavır ya da açığını yakalamaktan mutlu olmuş bir yüz ifadesi takınmayın. Karşı tarafın açıklarını yakalarken, görüşlerine değer verdiğinizi de hissettirin. "Şu noktada size katılıyorum ancak x konuda önerdiğiniz durumdan söz etmek şu nedenlerle mümkün olmayacaktır. Bunun yerine şöyle bir öneri sunuyorum. Bu önerinin uygulanması halinde önerimde yer alan şu noktalardan dolayı şu durumlar düzene girecek ve sorun çözümlenecektir." gibi bir ifade hem dikkatli hem yapıcı bir imaj çizmenize yardımcı olacaktır.
  5. Konudan çok fazla uzaklaşmayın: İnsanlar genellikle yetersiz kaldıklarını hissettikleri konudan uzaklaşıp, kendilerini daha donanımlı hissettikleri konulara yoğunlaşmayı tercih ederler. Karşı tarafın böyle anları, sizin en güçlü olacağınız zamanlardır. Nerelerde yanıtsız kaldıklarını tespit edip o noktalara yoğunlaşın. Konuyu, sizi izleyen mülakatçıları rahatsız etmeyecek biçimde bu noktalar etrafında yeniden şekillendirin. Bir süre sonra rakibiniz zaten çözümsüz olduğu bir konuda daha fazla mücadele edemeyecek, etse bile vereceği yanıtlar boş muhalafetin ötesine geçemeyeceğinden avantajlı duruma geçeceksiniz.
  6. Zamanınızı iyi kullanın: Herkes sırası ile fikrini söyleyecekse, her aday için önceden bir zaman dilimi ayrılmıştır. Burada verilen düşünme süresinde hızlıca söyleyeceklerinizin planını yapın. Düşüncenizi net, anlaşılır bir biçimde ifade edin. Eğer 2 grup söz konusu ise ve süre bölünmemişse, kimseyi konuşturmamazlık etmeyin. Herkesin fikrini söylemesi için fırsat verin. Ancak devreye girmeniz gereken yeri çok iyi ayarlayın ve kalan süre doğrultusunda mülakat akışını siz yönlendirin. Güçlü savlarınızı söyleyebileceğiniz alanlara yavaş yavaş geçiş yapın. Söyleyeceklerinizi çok dalandırmayın ki karşı taraf aksi bir şey söylediğinde yanıtlayıp onları ikna edebilecek zamanınız kalsın.
  7. Bir vaka üzerinde birden fazla şeyin etkili olabileceğini unutmayın: Olayları değerlendirirken karşı taraf size bir önerme ile gelecektir. Söyledikleri şey tek başına doğru kabul edilebilir. Ancak aynı sürece etki eden onlarca faktörün varlığından söz edebilir misiniz, bunu hızla analiz edin. Eğer söz edebiliyorsanız, ve dğer faktörler devreye girdiğinde sonuc farklı yönlerde etkiliyorsa bunları devreye sokun. " Söylediğiniz doğru ancak bunu sölerken şu koşulları göz önünde bulundurdunuz mu? Bunlar için bir öneriniz var mı?" gibi sorular yöneltin. Ardından neden doğru olmayacağını ve çözüm için neler yapılması gerektiğini siz söyleyin.

2 Ağustos 2013 Cuma

BAŞARISIZLIĞIN SUÇLUSU KİM?


Bir soruyla ihtiyacım olan puanı kaçırdım...
 
Bildiğim soruyu yapamadım...
 
Soruyu yanlış okumuşum, tamamen dikkatsizlikten...
 
Otoparkta arabayı nereye park ettiğimi bulamıyorum, hafızam çok zayıf...
 
Her formülü biliyorum da problemi çözmeye nerden başlayacağımı bilemiyorum...
 
Yukarıda gördüğünüz sorunlar yüzlerce insanın ortak problemi... Öğrenciler geleceğine yön veren sınavlarda kapasiteleri oranında performans sergileyemedikleri için başarısız oluyor. Çalışanlar yaşadıkları hafıza problemleri yüzünden işinde hatalar yapıyor.
 
Çocuklarınız için hep en iyisini istiyorsunuz. En iyi okullara, en iyi dershanelere gönderiyor, belki özel öğretmen desteği alıyorsunuz. Öyle ki; birçok evde sınava girecek bir öğrenci varsa sosyal yaşam sıfırlanabiliyor. Evet, belki çok da çalışıyor. Ama sonuç, sahip olduğuna inandığınız kapasitesinin çok altında geliyor. Bu kez daha çok çalışması için çocuğa daha fazla yükleniliyor.
 
Bu durum sadece çocuklar için değil, yetişkin bireyler için de geçerli. Başarıya ulaşmak istiyorsunuz.
  1. Kendinize gerçekçi hedefler koydunuz
  2. Bu hedeflere ulaşmak için mantıklı bir planlama yaptınız
  3. Çalışma planınızı disiplinli bir şekilde uyguladınız
  4. Süreç içerisinde katettiğiniz aşamaları ve durumunuzu kontrol ettiniz
  5. Eksiklerinizi tespit edip telafi yoluna gittiniz
Fakat birşeyler hep eksik kaldı. Nedenini anlayamadığınız bir biçimde onca emeğe, onca çalışmaya rağmen hala istediğiniz başarıyı elde edemediniz.
 
Peki sizce asıl neden yeterince çalışmamak mı? Eğer böyle ise neden aynı oranda çalışan iki insanın başarı düzeyleri birbirinden farklı oluyor? Neden yanınızdaki arkadaşınız dinlediğini bir defada anlayıp ugulamaya sokarken, siz defalarca tekrar ettikten sonra birşeyler yapabiliyorsunuz? Neden hep yavaş ve geriden gitmek zorunda kalıyorsunuz?
 
İşte bu noktada sizin elinizde olmayan bir faktör devreye giriyor: Beyin Fonksiyonları.
 
Biraz sonra tanıtacağım program, işte bu beyin fonksiyonlarını geliştirerek,
  • Daha hızlı ve kolay öğrenmenizi,
  • Öğrendiklerinizi unutmamanızı
  • Hangi bilgiyi, nerde nasıl kullanacağınızın muhakemesini yapabilmenizi sağlıyor.

IQup, Plus Level Gelişim Akademilerinin bir ürünü. Öğrenmenin önünde engel teşkil eden unsurları ortadan kaldırmak ve bireyleri başarıya ulaştırmak amacıyla yola çıkılmış. 8 yıllık bir sürecin ardından, 2012 Nisan-Haziran aylarında yapılan bilimsel çalışmalarla %92 lik bir oranla başarısı ispatlanmış bir program.
 
 
Program, öğrenme sürecini etkileyen 3 temel faktörün varlığından söz ediyor:
  1. Dikkat
  2. Hafıza
  3. Mantık-Muhakeme
Eğer odaklanma ve sürdürülebilir dikkat probleminiz var ise bir konuya odaklanmakta güçlük çeker, odaklandıktan sonra da sıkça bölünürsünüz. Bu durum, konuya tamamen konsantre olamamanıza ve dolayısıyla anlatılanın tamamını anlayamamanıza sebep olur. Anlamadığınız konuyu anlayabilmek için tekrarlar yaparsınız. 1 saatte öğrenebileceğiniz bir şeye günlerinizi vermek durumunda kalırsınız. Bu durum, öğrenme süresini uzatır. Bu da bir süre sonra bıkkınlık yaratmaya başlar. Sonuçta ya uzun bir süre sonunda öğrenirsiniz, ya da "ben yapamam"ları kabullenip o işten elinizi çekersiniz.
 
Eğer hafızanız yeterince güçlü değilse, öğrendiğiniz bilgileri hızlı unutursunuz. En çok ihtiyaç duyduğunuz anda hatırlayamadığınız isimler, tarihler can sıkıcı olabiliyor.
 
Eğer bilgiyi nasıl kullanacağınızın muhakemesini yapamıyorsanız, bildikleriniz size tam bir fayda sağlamayacaktır.
 
Sonuç: Başarısızlık!
 
IQup işte bu 3 temel unsuru bir arada geliştiriyor. Dikkat dağınıklığını ortadan kaldırıyor, kalıcı hafızanızı güçlendiriyor ve muhakeme yeteneğinizi geliştiriyor.
 
Ve bunları bilimsel alt yapısı üzerinde, tamamen bireye özel ve materyalli uygulamalarla başarıyor. Tüm bunlar için sizden sadece 1 kur almanızı istiyor. Aldığınız 1 kur sonunda beyin fonksiyonlarınız ömür boyu kalıcı olacak şekilde gelişiyor ve asla geriye gitmiyor.
 
Ben programla yeni tanışanlardanım. Birçok katılımcıda faydalarnı birebir gözlemledim. Böyle bir programa birçoğumuzun ihtiyacı var. Programla ilgili detaylı bilgi almak isterseniz, benimle iletişime geçebilirsiniz...
 
 

2 Temmuz 2013 Salı

INSPARKUS DENEYİMİMDEN NOTLAR...

Geçtiğimiz hafta üyesi olduğum Bumerang’ ın önerisi ile Insparkus’ a katıldım. Insparkus, online olarak yürütülen bir kariyer koçluğu programı. Farklı beklentilere yanıt veren paket seçenekleri sunuyorlar. Ben profesyonel paket kapsamında vizyon çalışmasını yaparak koç desteği aldım. 5 keyifli adımdan oluşan pakette, nerede durduğumu, ulaşmak istediğim noktayı ve ikisinin arasındaki mesafeyi her zamankinden daha net görme şansını yakaladım ve bu deneyimi sizlerle paylaşmak istedim.


Insparkus yolculuğuna kısa bir hazırlıkla başladım. Sesli ve yazılı yönlendirmeler, süreç boyunca devam etti. İlk amaç, bireyin hem bu programdan hem de kariyer yolunda kendinden beklentilerini ortaya koyması. Daha önce defalarca düşündüğünüz şeyleri yazmanız isteniyor. Yazdıkça, hep soyut düzlemde kalan düşüncelerinizin somutlaştığını görüyorsunuz. Her şey daha “gerçek”, daha “yakın” görünmeye başlıyor gözünüze.


İkinci adımda geleceğinizi hayal ediyorsunuz. Ben ilk etapta hayalimi yazıya ve görsele dökmekte sorun yaşadım. Bu gibi durumları öngörerek, gözünüzde canlandırmanıza ve ifade edebilmenize yardımcı olabilmek için çeşitli görseller sunuyorlar. Ben de kendime en yakın hissettiğim görseli seçerek, zihnimi netleştirdim.

Üçüncü adımda hayalinizdeki yaşamda yer almasını istediğiniz şeylerin resimlerini yaparak ve sıralayarak kendinize bir kolaj oluşturuyorsunuz. Bu aşamada da ulaşmak istediğiniz şeyleri somut olarak karşınızda görmek, insanı heyecanlandırıyor. Bende hem keyif, hem kaygı hissi yarattı. Ortaya koyduğum hedefler güzeldi. Peki bu tempoyla bu hedeflere ulaşabilir miydim? Ulaşmak için neler yapmalıydım? Bu kaygı olumsuz gibi görünse de faydası çok. Silkinip kendime gelmemi ve hedeflerim için çalışmalarıma daha sıkı sarılmamı sağladı.


Dördüncü adımda kariyer hedeflerinizi belirliyorsunuz. Bunun için ihtiyaç duymanız halinde, ilgili meslek gruplarından insanlarla görüşüp fikir sahibi olabiliyorsunuz. Bu hedeflere birer renk veriyorsunuz. Açıkçası renkle ilgili kısmı pek anlamadım ya da ben yapamadım. Sanıyorum renklerin psikolojik etkileri ile ilgili idi.

Beşinci ve son adıma gelince; çalışma ortamı, iş arkadaşları, iş etiği gibi konulara bakış açınızı anlayabilmek amacıyla sorulan soruları yanıtlıyorsunuz. Bireysel çalışmayı mı seviyorsunuz, yoksa takım çalışmasına mı yatkınsınız? Günü geçirip maaşı almak size yetiyor mu, yoksa her geçen gün kendinize ve kurumunuza yeni değerler katmanın peşinde misiniz? Beklentilerinizi ve kim olduğunuzu görmek için, karakterinizle hedeflerinizin ne ölçüde örtüştüğünü görebilmek için çok yerinde bir basamak.

Esasında tüm çalışma için aynı şeyi söyleyebilirim. Bu paketi tamamladıktan sonra, koçlar tarafından tüm sürecim değerlendirildi ve bir sonuç raporu gönderildi. Bu sayede nerede durduğumu, hedeflerimin gerçek manada neler olduğunu ve bu hedeflere ulaşmak için ne kadar çalışmam gerektiğini çok daha net olarak gördüm. Insparkus yolculuğu sırasında zaman zaman içimde beliren kaygı yerini büyük ve daha güçlü bir isteğe ve inanca bıraktı. Artık başardıklarımı daha net görüyor, ne istediğimi ve nasıl ulaşacağımı daha iyi biliyor ve kendime güveniyorum. Ayaklarım yere daha sağlam basıyor. Risklerin farkındayım ve kurtulduğum belirsizlik duygusu artık riskler konusunda beni kaygılandıramıyor. Riskleri de avantajları da görüyorum, kabul ediyorum ve hedeflerime ulaşabilmek için ihtiyacım olan yolu çiziyorum.

Teşekkürler Insparkus!





24 Haziran 2013 Pazartesi

KONUK YAZAR NEDİM İLERİ' DEN DEĞERLİ BİR PAYLAŞIM: DOĞRU ANLAMAK İÇİN ÖNCE DOĞRU ALGI GEREKİYOR

Geçtiğimiz hafta Sn. Nedim İleri' yi çalıştığı kurumda ziyaret ettim. İşlerden, gelişim seminerlerinden, bloglardan derken uzun ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbetimiz esnasında, blogların bu kadar çok sayıda olduğu bir ortamda, nitelikli yazıların bazen gözden kaçtığı, arada kaybolup gittiği düşüncesinde hemfikir olunca, bazı yazılar gözden kaçmamalı dedik. Aşağıdaki yazı da bu görüşün sonucu olarak blogumda yerini almakta. oldubuis.blogspot.com a konuk yazar olmayı kabul eden ve bu değerli yazısını paylaşmama izin veren Nedim İleri' ye teşekkürler...

DOĞRU ANLAMAK İÇİN ÖNCE DOĞRU ALGI GEREKİYOR



Yaşadığımız toplumda ve çevrede her gün çeşitli gelişmeler ve olayların oluşması  olağan bir durum.Gerek aile ve iş ortamı,gerekse yakın çevre veya daha genel toplum ilişkileri açısından sürekli birtakım gelişmeler söz konusu olacaktır.
            Buraya kadar her şey gayet normal.Asıl önemli olan bizim o olayları nasıl algıladığımız,anladığımız  ve bu algı üzerinden nasıl bir tepki verdiğimizdir.Bizim her türlü durumda vereceğimiz tepki tamamen o olayı algılamamızla ilgilidir,Davranışımızın ve değerlendirmemizin ilk basamağı,temeli algımızdır.Öncelikle bizim bunu bilmemiz gerekiyor.Bu bilinç ve farkında lığımız bu noktada bizim önemli ihtiyacımız.Aynı metni okur ancak farklı anlamlar yükleyebiliriz.Aynı resme bakar farklı nesneler gördüğümüzü söyleyebiliriz.Soruya doğru cevap vermek için öncelikle soruyu doğru anlamak lazım..Aksi taktirde algı yanlış ise ne yazık ki ; cevabımız,tepkimiz ve değerlendirmemizin de yanlış olması kaçınılmaz .
.Bu nedenle böylesi durumlarda öncelikle bir kanaat sahibi olmadan, her yanından, tüm yönünden analiz etmeden,iyice irdelemeden hemen bir tepki vermemeli,yersiz bir değerlendirme yapmaktan uzak durmalıyız.Ayrıca öngörümüzün güçlü olması için yeni öğrenmelere hep açık olmamız, çok okumamız,faydalanacağımızı düşündüğümüz eğitim ve öğretim faaliyetlerine katılmamız çok önem taşımaktadır.Bilgi ve tecrübesine inandığımız İnsanların değerlendirmelerini de takip edip sürekli gelişimimiz için imkanımız dahilinde tüm unsurları kullanmamız gerekiyor.

7 Haziran 2013 Cuma

ŞİRKETİNİZDE BİR BOY AYNASI BULUNDURUN

Binlerce aday yeni iş imkanları arıyor. Ancak çok az bir bölümü iş bulabiliyor. Bunların arasından istediği gibi bir işe girebilenler ise çok daha dar bir dilimi oluşturuyor.

Uzun görüşme ve eleme süreçlerinin ardından insan kaynakları uzmanları, pozisyon için en uygun olmanın ötesinde, en fazla sayıda ve diğerlerinden üstün yeteneklere sahip adayları tercih ediyor. Her kurum kendisi için en iyi adayı kurumuna almak ister ancak; aynaya bakıp kendine sorması gereken bir soru var: Ben bu niteliklere sahip bir çalışanı hak ediyor muyum?

Özellikle yeni mezunların yaşadığı işsizlik problemi, bir çok şirketin bu durumu suistimal etmesine ortam hazırlıyor. Nitelikli çalışanı hak etmek için yapılması ve yapılmaması gerekenlere birkaç örnek:

  1. Ücretlendirme ve performans değerlendirme sisteminin düzgün çalıştığından emin olun: Çalışanın performansı çok iyi izlenmeli ve değerlendirilmeli. Gerekli zamanlarda ödüllendirilmeli. Maaşlar, çalışana verilen iş yükü ile doğru orantılı olmalı. "Az maaşa çok iş" beklentisi, çalışanın bulduğu ilk fırsatta daha iyi koşullardaki bir şirkete geçmesine davetiye çıkarır.
  2. Sigortaları maaş üzerinden ve düzenli olarak yatırın: Şirketlerin, çalışanların sigortalarını ödemeleri gerekliliğinin yanı sıra, bunu düzenli olarak ve çalışanın mevcut maaşıyla paralel olarak ödemeleri gerekiyor. Şirketinizin maaşınızı düşük göstermediğinden emin olun.
  3. Çalışmaları saygı çerçevesinde yapın: Emir cümleleri yerine rica cümleleri kullanılmalı. Çalışanın acil olarak çözmesi gereken sağlık vb. sorunlar için çalışanlara anlayışlı davranılmalı, gerekiyorsa izin kullandırılmalı.
  4. Çalışanın fikir ve önerilerine değer verin: Yönetimler, çalışanların çalışmalarla ilgili paylaşımlarına kulak vermeli, hatta çalışanların bu sürece dahil olmasını sağlamalı. Bu durum, çalışanları motive edeceği gibi, yönetimin gözünden kaçan hataların fark edilip düzeltilmesine, eksik kalan noktaların tamamlanarak ürün kalitesinin yükseltilmesine olanak sağlar. Kaldı ki, bir pozisyon için uzman alıyorsanız, bırakın da işi bilen yapsın öyle değil mi?
  5. Maaşlar banka üzerinde, zamanında ve eksiksiz yatırın: İşverenseniz, belirli bir ücret karşılığında çalışması için anlaşma imzaladığınız çalışanlara karşı maaşları düzenli ve tam yatırma sorumluluğunuz vardır. Nasıl ki çalışanlarınızdan verdiğiniz görevleri istediğiniz sürede tamamlamalarını istiyorsanız, siz de söz verdiğiniz tarihte çalışmalarının karşılığını veriyor olmalısınız. Maaşların banka üzerinden ödeniyor olması, şirketin kurumsallığı ve güvenilirliği hakkında çalışanların zihnindeki soru işaretlerini giderecektir.
  6. Nitelikli bir çalışandan, başkalarına yaptıramadığınız işleri istemeyin: Bu sizin yönetim başarısızlığınızı gösterir. Düşük nitelikli çalışanın bilinçli olarak yapmadığı bir işi, nitelikli çalışana yüklemek, bireyin kurumdaki yönetim boşluklarını görmesine ve kullanıldığını hissetmesine yol açabilir.
  7. Sözleşme imzalayın: Tüm koşulları içeren sözleşmenin imzalanması, hem işveren hem de çalışan için bir güvencedir.
  8. Tek kişiyle 5 kişilik iş yapmayın: 6. maddeden farklı olarak; minimum çalışanla maksimum verim düşüncesiyle, farklı farklı kişilerin yapması gereken çalışmaları, tek kişiye yükleyip, tek kişi maaşı ile çalıştırmayın. Şirketin yapacağı bu cimrilik, orta ve uzun vadede verimsizlik ve nitelikli çalışanın yaşayacağı tükenmişlik sendromu olarak size geri dönecektir.
  9. İş kanununda belirtilen çalışma saatlerinin üzerine çıkmayın: Çalışanların iş dışında da bir hayatlarının olduğunu unutmayın. İstediğiniz çalışmaların hızla anlaşılıp yerine getirilmesi çalışmayı keyifli hale getirebilir, ancak tadında bırakın ki, bir sonraki güne de aynı tempoda çalışabilecek çalışanlarınız olsun :)
  10. Özel günlere ve motivasyon etkinliklerine zaman ayırın: Çalışanlarınızı mutlu edin. Bunu doğum günlerinde sürpriz bir kutlama yaparak ya da bunaldıklarını hissettiğiniz bir dönemde ofise güzel bir pizza söyleyerek başarabilirsiniz.
Nitelikli çalışan yaptığı işin hakkını verir, karşılığında ise yukarıdaki gibi minik detaylarla mutlu olabilir. Çalışanlarınızın hak ettiği değeri onlara verin....

26 Mayıs 2013 Pazar

Buluttaki ofisinize geçmeye hazır mısınız?

Bir ofis düşünün, duvarları, sınırları olmayan, bulutta bir ofis... Sürekli hareket halindeki yaşamınıza ayak uyduran, sizinle her yere gelen, verimli çalışmanıza yardımcı olan, zaman kazandıran, iş yaşamınızı kolaylaştıran... Kısaca her şeyiyle eksiksiz bir ofis. Office 365 size işte böyle bir ofis sunuyor. Siz de ekip olarak daha verimli çalışmak istiyorsanız, bir an önce Office 365’le buluttaki ofisinize taşının.

Office 365’le çalışmayı seçtiğiniz her yer artık ofisiniz. İster ofiste, ister yolda, ister tatilde olun; ofisinize her yerden ulaşabilir, ekip olarak ayrıyken bile birlikte çalışabilirsiniz. Kısaca siz havaalanında, ekip arkadaşlarınızdan biri ofiste, diğeri dışarıda toplantıda olabilir ve siz yine de aynı anda, aynı doküman üzerinde çalışabilirsiniz.

İşinizle ilgili her şeye, her cihazdan erişebilir, ofis dışındayken bile “ofis içinde” olabilirsiniz. Yemekteyken patronunuz arayıp, satış tablosunu havalı bir grafiğe dönüştürmenizi istedi diyelim. Office 365’iniz varsa sorun yok. SkyDrive ile buluta yüklediğiniz Excel’i restoranda açabilir, gerekli düzenlemeyi yapıp, ofisteki patronunuza yollayabilirsiniz.

Office 365’in en beğenilen özelliklerinden biri olan HD görüntülü görüşme sayesinde ekip arkadaşlarınıza veya müşterilerinize bağlanıp, görüntülü görüşmelerle işinizi yüz yüze halledebilirsiniz. Böylece hem 1 saatlik toplantı için 3 saatlik trafik çilesi çekmezsiniz, hem de yol masraflarınızı azaltabilirsiniz.

“Bizim için hem ekonomik, hem de güvenli çözüm önemli” diyorsanız; işletmenize en uygun Office 365 planını seçin, “Kullandığın Kadar Öde Modeli” ile hem maliyetlerinizi azaltın, hem de sürekli veri yedeklemesinde kayıplar yaşamayın.

Üstelik Office 365’e geçiş çok kolay; dakikalar içinde kurun ve hemen kullanmaya başlayın.

Siz buluttaki ofisinize ne zaman geçiyorsunuz? Daha fazla bilgi için www.office365.com veya 444 9 365



Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Mayıs 2013 Salı

ÇALIŞILMASI ZOR İNSANLARI 5 ADIMDA YÖNETİN


Her ortamda olduğu gibi, iş yaşamında da özellikle yöneticiler tarafından "kötü", "tembel", "uyanık" vb olarak tanımlanan insanlar var ki ben tamamına "çalışılması zor insanlar" demeyi tercih ediyorum. Genellikle iş yapma konusundaki isteksizlikleri nedeniyle, mevcut çalışma sistemine ve bu sistemi yürütmeye çalışan üstlerine karşı direnç geliştiren bu insanların yaygın olarak görülen bazı özellikleri şöyle:
  • Ağırdan alırlar
  • Otoriteyi kabul etmezler
  • İtiraz ederler
  • Akıl verirler
  • Bildiklerini okurlar
  • Sürekli söylenir, her işten şikayet ederler
  • Bir işi yapmamak için türlü bahaneler bulurlar
  • Bağlı olduğu birden fazla kişi varsa, isteklerini yaptırabileceği tarafa yaklaşmaya çalışırlar
  • Şahsa göre davranış geliştirirler
Yukarıda da değindiğim üzere, bu davranışların nedeni çoğunlukla işe duyulan isteksizlik olmakla birlikte, bireyin üstlerine duyduğu bir hoşnutsuzluğun yansıması da olabiliyor.

Sebepleri ne olursa olsun, kurumlarda işlerin olması gerektiği gibi sürdürülebilmesi için yapılması gereken 5 adım var:

  1. Astlarınızla mesafenizi daima koruyun. Tamamen kopuk ve ilgisiz olmayın elbette. Ancak bu çizgiyi bir defa çiğnerseniz, artık o çizgi her an geçilmeye müsait demektir. Gerektiği ölçüde bir arada zaman geçirin, takım ruhunu güçlendirecek etkinliklerde tüm ekiple beraber yer alın. Gerektiğinde astlarınızın sizinle sorunlarını paylaşabilecek ölçüde açık olabilmelerine olanak sağlayacak güven ve samimiyeti onlara hissettirin. Ama hem kendi sınırlarını hem de sizin sınırlarınızı açık olarak bilmelerini sağlayın. Bunu her an müsait olmayarak sağlayabilmek mümkün örneğin. Ya da kapınızı kapalı tutarak. Kapıyı çalarak içeri girmek, karşı tarafı duraklatıcı bir rol oynayacak, sizin sürekli "müsait" olmayacağınızı düşünmesini sağlayacaktır. Bu da yeterli olmuyorsa, odanıza girip rahatça oturup sohbete başlıyorsa, konunun ne olduğunu kısaca belirtmesini talep edebilirsiniz. Durumun aciliyetine göre, o anda dinler ya da müsait olmadığınızı, kendisi ile daha sonra ilgilenebileceğinizi belirtebilirsiniz. Ve elbette daha sonra ilgilenmelisiniz ki, size olan güvenini kaybetmeyin.
  2. Her sabah iş planı için bir araya gelin. Burada kilit nokta, tüm günün iş planını bir defada bireye vermemek. Normal şartlar altında, çalışanın yapacağı işi bilmesi ve kendini buna göre ayarlaması etik olandır. Ancak bu gibi çalışılması zor insanlarla iş yapabilmek için, kontrolün sizde olması gerekiyor. Bu nedenle onunla paylaşacaklarınızı gün içine bölün. Örneğin sabahtan bir araya gelin ve öğlene kadar tamamlanması gereken çalışmaları aktarın. Öğle tatiline girmeden önce bunların tamamlanarak size iletilmiş olmasını, geldiğinde öğleden sonraki çalışmalarla ilgili yeni paylaşımlarınız olacağını çalışana bildirin. Daha detaylı bir kontrol gerektiriyorsa, saat koyun. Örneğin; "Bu işi saat 13:30 da veriyorum. Şu şartlar yerine getirilecek şekilde, şu işleri saat 15:00 itibariyle tamamlamış olmanızı rica ediyorum." gibi bir ifade, sınırlarını sizin belirlediğiniz bir çalışma sürecini başlatacaktır. Böylece karşı taraf kontrolün kendi elinde olmadığını daha somut olarak algılayacak, ardından yeni işlerin de geleceğini anlayarak işleri yavaşlatamayacak.
  3. Kararlı bir ses tonu ve kararlı ifadeler kullanın. Rica cümleleri karşı tarafta olması gereken etkiyi yaratmıyorsa, daha net ifadeler kullanmak gerekiyor olabilir. Fakat despot bir davranış biçiminden kesinlikle uzak durun. Çünkü bu tavır, ancak çaresizliğe düşmüş insanların panikle saldırganlaştığını düşünürsek, genel kanının aksine sizi güçsüz ve çaresiz gösterecektir. Bunun yerine daha sakin, ancak kararlı ve güçlü bir ses tonu ve net ifadeler kullanın: " Şu işleri şu şekilde saat 11:00' e kadar tamamlayalım, bitirince lütfen haber verin, diğer işlerinizi vereceğim." gibi...
  4. Aynı kişi sizin dışınızda başka yöneticilere de bağlı ise kurumunuz ve çalışmalarınızın elverdiği ölçüde bir davranış birliği içinde bulunmaya gayret edin. Bu sayede, sizden alamadığı onayı başkasından alması ve sizin yönlendirmelerinizi saymamasının önüne geçmiş olacaksınız.
  5. Neden orada olduğunu hatırlatın ve yaptığı işe saygı duymasını sağlayın. Sürekli yaptığı işten şikayet eden insanlar, hem işin kalitesini düşürür hem de olumsuzluklarıyla diğer çalışanları demotive eder. Önce yaşadığı sıkıntının nedenlerini öğrenin. İş güvenliği, sağlık sorunları gibi haklı nedenlerle sorun yaşıyor olabilir. Bu sorunların çözüme kavuşmasını sağlayın. Bu durumda da aynı davranışlar sürüyorsa, birebir görüşmeler düzenleyin. Gerekiyorsa tüm ekibe bir toplantı hazırlayın. Herkesin görev tanımını, kurum içinde bulunduğu pozisyonu, yetki ve sorumluluklarını anlatın.
Bu tedbirler, kulağa çok da hoş gelmemekle birlikte, kurumlarda işlerin yürütülebilmesi için gereken hiyerarşik yapının doğru işleyebilmesi adına bazen zaruri olabiliyor. Bu gibi tedbirlerle ilk krizi aştıktan sonra, karşı tarafın değişimine göre zamana yayarak normal yönetim sürecine dönüş yapılabilir. Ancak bu sürecin tamamen etkili olduğundan emin olmadan, yönetim tarzını değiştirmek, çalışanın gözünden bir istikrarsızlık olarak algılanacak ve kurmaya çalıştığınız algıyı yeniden sarsacaktır. Bu nedenle önce bu tedbirlerin tam anlamıyla amacına ulaştığından emin olunmalı, emin olduktan sonra normal sürece dönülmeli.

16 Mayıs 2013 Perşembe

VERİMLİ TOPLANTILAR İÇİN


Hantallaşmış sistemlerde, sıklıkla, uzun süreli ve gündemi net olmayan toplantılar yapılıyor. Bu da bir süre sonra çalışanları bıktırıyor. Daha yüksek verim ve daha iyi sonuçlar almak amacıyla yapılan toplantılar, doğru içerik ve sürece sahip değilse, çalışanlar için bir eziyete dönüşüyor. Bir yanda yetiştirmesi gereken işleri dururken, sürekli olarak sonuçsuz toplantılara katılmak zorunda kalan çalışanın algısında toplantılar, zaman kaybettiren gereksiz birer faaliyet olarak biçimleniyor. Bu sorunların yaşanmasının önüne geçmek için yapılması gerekenler ise şöyle:

Önce "Toplantı hangi durumlarda yapılmalıdır?" sorusu yanıtlanmalı: Toplantılar

Aynı anda birçok kişiye bilgi aktarmak gerekiyorsa,

Çalışanların sıkıntıları var ve konuyla ilgili toplantı talebinde bulunmuşlarsa,

Çözülmesi gereken sorunlar tespit edilmişse,

Rutin koordinasyon ve planlama gerektiren çalışmalar için,

Alınacak yeni kararlar için yaratıcı ve yenilikçi düşüncelere ihtiyaç varsa yapılmalıdır.

Bu koşulların dışında, bir-iki küçük konuşma ile çözülebilecek sorunlar için sürekli toplantı düzenlemek, "toplantı" kavramının çalışanlar açısından önemini yitirmesine, ayrıca çalışmaların sürekli toplantılarla bölünmesi nedeniyle çalışanların motivasyonlarının bozulmasına neden olacaktır.

Toplantının gerekli olduğuna karar verildikten sonra, etkili bir toplantı için şu noktalar üzerinde durulmalı:

- Toplantının amacı, gündemi, tarihi, yeri ve zamanı önceden belirlenmeli.

- Toplantı masasının şekli, konu ve kurum kültürüyle doğrudan ilgilidir. Bir kişinin yönetiminde toplanılıyorsa U masa yapısı, katılımcıların hepsi eşit statüde ise yuvarlak masa oluşturulmalı.

- Toplantıya girerken, katılımcılarının tüm acil işlerini tamamlamış olması, akıllarının toplantı odasının dışında kalmaması için önemlidir. Ayrıca toplantı sırasında dikkat dağıtacak telefon, mail gibi iletişim yolları kapatılmalı.

- Toplantı başında toplantı akışı katılımcılara sözlü ve yazılı olarak aktarılmalı.

- Tüm katılımcıların kağıt ve kalemi bulunmalı.

- Toplantı gündemi tüm katılımcıları ilgilendirmeli ve toplantı boyunca gündemin ve toplantı akışının dışına çıkılmamalı.Yeni fikirler ya da çözüm üretilmesi gereken sorunlar için şu yol izlenmeli:

  • Mevcut durumun tanımlanması
  • Önerilerin getirilmesi, fikir paylaşımı
  • Uygulanacak yöntemin kararının alınması
  • Görevlendirme ve iş bölümünün yapılması, ekiplerin kurulması            

- Konular birbiriyle çok iç içe olmadıkça, bir madde bitmeden diğerine geçilmemeli. Her madde kendi içinde detaylandırılarak derinlemesine analiz edilmeli ve çözüme ulaştırılmalı.

- Her bir gündem maddesinin konuşulması için ortalama bir süre verilmeli. Bu sayede konunun özünden uzaklaşmadan, her madde için etkin paylaşımlar yapılacaktır.

- Herkese konuşma için söz verilmeli. Böylece her katılımcı düşüncelerine değer verildiğini hissederek toplantıya aktif olarak katılacak ve değer katacaktır.

- Toplantılar keyifli hale getirilmeli: Yerinde ve dozunda yapılan espriler, toplantıların sıkıcı ve gergin havasını değiştirecektir. Özellikle konuyla ilgili ya da geçmiş konuya atıfta bulunarak yapılan espriler, katılımcıları geriye döndürerek konuyu zihinlerinde hızla tekrar etmelerine, pekiştirmelerine, kısa sürede yeniden değerlendirmelerine ve bu sayede toplantıya odaklanmalarına olanak sağlar.

- Toplantı süresi gereksiz konuşmalarla uzatılmamalı. Konu dışında yapılan gereksiz konuşmalar, diğer katılımcıların toplantıdan kopmasına sebep olacak ve verimliliği düşürecektir.

- Toplantıda alınan tüm kararları not alan bir görevli olmalı. Alınan bu notlar düzenlenerek tüm katılımcılara dağıtılmalı.

Keyifli toplantılar.....:)

7 Nisan 2013 Pazar

TÜKENDİM BEN!


"İşe giderken ayaklarım geri geri gidiyor. Artık o kadar yoruluyorum ki saatlerce uyusam da sabahları kendimi yorgun hissediyorum. Gerçi yorgunluktan uyumaya bile halim kalmıyor. Sürekli işleri ve iş yerinde yaşananları düşünüyorum. Evimde bile stres altındayım. Kendimi gergin ve baskı altında hissediyorum, daha ofise girmeden boğuluyorum. O kadar yıprandım ki, duygularımı ve olaylara olan tepkilerimi kontrol etmekte zorlanıyorum. Bir yandan her şeye ağlıyor, bir yandan da etrafımdakilere çatıyorum. Aşırı sinirli, her şeye alınan her şeye kızan bir insan haline geldim. Sosyal yaşam desen sıfır. Ne ailemi ne arkadaşlarımı görebiliyorum. Bırak sinemaya gitmeyi, evde oturup kitap okumaya bile halim kalmıyor. Bütün gün neredeyse aç yaşamaya alıştım. İştahım yok, hiç bir şey yemek istemiyorum. Başım çatlıyor, midem bulanıyor, boğazımda bir yumruk oturmuş, gözlerimi açamıyorum. Ruhsal gerginliğimi tüm vücudumda hissediyorum, bedenim kaskatı kesiliyor. Mantıklı düşünemiyorum, karar almakta zorlanıyorum. Zaten inisiyatif almak da istemiyorum. Sorumluluk var yetki yok. Yine benim başım ağrıyacak. Öyle bir hale geldim ki işle ilgili bir tek insan bile görmek, tek kelime bile duymak istemiyorum, kimseye tahammül edemiyorum. Tatil zaten bir hayal de... İnsan 10 dk mola da veremez mi? Nefes alacak zamanım yok. Yemeği bile 10 dakikada yeyip işime dönmek zorundayım. İşin en berbat yanı da bu yönetimle bu durumun hiçbir zaman düzelmeyeceğinden eminim. Umurlarında değil çünkü; "Sen işi yap da ölürsen yenisiyle değiştiririz." diyorlar adeta..."

Yukarıda okuduğunuz sözler, tükenmişlik sendromu yaşayan bir bireyin ifadeleri... Uzmanlara göre tükenmişlik sendromu, basit bir yorgunluk ya da sıradan bir şikayetçilik durumu değil. Süreç içerisinde insanı ciddi anlamda yıpratan, bireyin hem kendine hem de sosyal yaşantısına zedeleyici etkileri olan bir sorun.

Peki bir insanı bu hale getiren süreç nasıl işliyor? İş yaşamında ne gibi sorunlar buna yol açıyor?

İnsanı bir makine gibi gören klasik yönetim anlayışı sorunun temelini oluşturuyor. Kurum ürünün değerini yükseltirken, çalışanı değersizleştiriyor. Bu kapsamda;
  • Molaların kaldırılması
  • Çalışma halindeki bireyin sürekli kontrol edilmesi, eleştirilmesi, bireye sıklıkla müdahale edilmesi ki bu bir süre sonra bireyin yaptığı işe ve kendine duyduğu güveni ve hevesi zedeliyor.
  • Mantık dışı istekler, gerçekçi olmayan zaman sınırlamaları
  • Gerekli yetki verilmeden bireye sorumluluk verilip hesap sorulması
  • Kurum içerisindeki koordinasyonsuzluk, iletişim kopuklukları
  • Ara pozisyonlarda yer alan art niyetli ya da yetersiz çalışanlar
  • Kontrol edilmediği anda işten kaytarır düşüncesi ve bunun çalışana hissettirilmesi
Bunlar bazen tek başına sebep iken, bazen sadece tetikleyici rol oynayabiliyor. Bireyin kişisel nitelikleri arasında aşırı hassasiyet, duygusallık olabiliyor. Ya da her şeyi kusursuz yapma isteğiyle birey kendi kendine bir baskı oluşturabiliyor. Bütün bunlar başarısız bir yönetimle birleşince, tükenmişlik genellikle kaçınılmaz oluyor.

Bu durumla başa çıkabilmek için bireyin hem kendine hem de iş yerine yönelik yapması gereken şeyler var.
  • Öncelikle kendine kimsenin kusursuz olmadığını, olmak zorunda da olmadığını hatırlatmalı.
  • Eğer yapılan işte hata yapmak hayati bir önem taşıyor ise yönetime görev düşüyor. Yönetim, çalışanının ortalama performansını bilmeli. Bu doğrultuda gerekiyorsa ikinci bir çalışanla desteklemeli. Özellikle doğru karar alma, sorumluluk taşıma ya da kısa sürede kusursuz bir çalışma yapma gibi ekstra baskıları olan işler, bir çalışanın üzerine yıkılmamalı. Cimri şirketler çalışanlarını tüketiyor.
  • Birey stresini yönetebilmek için kendine özel yöntemler keşfetmeli. Örneğin ben stresimi azaltmak için, uluslararası bir firmanın kaliteli yaşama yönelik ürünlerini (uyku sistemi, havalandırma vs) kullanmış, rahatlama ve enerjimi yeniden kazanma anlamında oldukça faydasını görmüştüm. Merak edenlere rahatlıkla tavsiye edebilirim.
  • Birey dik durmalı, şunu hatırlamalı ve yönetime de hatırlatmalı: "Burada sadece çalışıyorum. Bunun dışında da bir hayatım var. Her ikisini de sağlıklı sürdürebilmem için sağlıklı koşullara ihtiyacım var. Yani bu molalar, düzgün muamele ya da sorumluluk veriliyorsa yetkinin de verilmesi benim için bir lüks değil, mutlak birer gereklilik."
  • İşten ayrılmak. Bazen tek çözüm bu olabiliyor. Ancak bireyin yaşadığı sorunlardan üst yönetimin haberi bile olmayabilir. Bu sebeple istifadan önce bireyin üstleriyle konuşması, durumu paylaşıp çözüm için destek istemesi ya da çözüme yönelik önerilerde bulunması fayda sağlayabilir. Durum hala çözülemiyor hatta yönetim tarafından da ısrarla sürdürülüyorsa, şahsi görüşüme göre çözüm, yolları ayırmak oluyor. Fakat işten ayrılmak, yeni bir iş bulmak her zaman kolay olmuyor; farkındayım. Bu anlamda birey uzman desteğine de başvurabilir. Sorunla başa çıkabilme yöntemleri adına profesyonel destek alınabilir. Kurumun kötü yönetim anlayışı düzelmese de bireyin kendini daha az etkilenir hale getirmesi yararına olacaktır.




26 Mart 2013 Salı

KURUMLARIN DA ÇALIŞAN İÇİN YAPMASI GEREKENLER VAR

Kurumlar çalışan seçimlerinde ihtiyaç duyulan niteliklere sahip adayları arıyor. Eğer ihtiyaç duyulan niteliklerin yanında, diğer adaylarda olmayan bir takım fazla yetiler var ise, kurum için maliyet açısından olumsuzluk yaratmıyorsa daha donanımlı olan adayı tercih ediyorlar. Yani aday ne kadar hazırsa, kurum için o kadar iyi oluyor.

Yetiştirilmek üzere alınacak olan adaylarda dahi, eğer yetiştirmek için çok fazla çaba gerektirmeyecek, rakiplerinden daha hazır bir aday varsa, o tercih ediliyor.

Mevcut çalışanlardan ise bir çok şey bekleniyor. Motivasyonu yüksek olsun, verimli ve istekli çalışsın, kuruma yeni değerler katsın, hata yapmasın gibi...

Çalışan ne kadar parlak bir çalışma geçmişine sahip olursa olsun, zaman geçtikçe, çalışmalar rutin bir hal aldıkça çalışanda bir tükenmişlik ve yabancılaşma meydana geliyor, bu da hizmet kalitesini düşürüyor. Kurum içi eğitimin önemine geçmeden önce bilmeyenler için basit bir örnekle kısaca yabancılaşmadan söz edeyim: Diyelim ki kurumunuz bir makine üretimi üzerinde çalışıyor. Size ise bu makinenin yalnızca bir adet çarkını üretme görevi veriliyor. Sabahtan akşama dek sadece aynı çarkı üretiyorsunuz. Siz bunları yaparken, diğer bir yanda bir çalışan bunları birleştirip makine haline getiriyor. Ancak siz bunu görmüyor, yalnızca tek bir parça üzerinde gününüzü geçiriyorsunuz. Bir süre sonra o çarkı ne için yaptığınızı unutur hale geliyor, büyük resmi unutuyor asıl işe uzaklaşıyor yani yabancılaşıyorsunuz. Hedefe yabancılaşınca da, istekli ve verimli çalışmak uzak bir ihtimal haline geliyor ve kalite düşüyor. İşte bu noktada kurum içi eğitimler önemli rol oynuyor.

Kurum içi eğitimler temel olarak 4 başlıkta yapılmalı:

1. Kurum kültürü eğitimleri
Her kurumun kendine özgü bir ruhu ve yazısız kuralları vardır. Çalışanların kurumun bir parçası gibi çalışabilmesi için, kurumun amaçlarını, ilkelerini, hiyerarşik yapısını ve işleyiş düzenini öğrenmesi, benimsemesi ve bu doğrultuda davranış geliştirmesi gerekir.

2. Kurum içi iletişim eğitimleri
Kurumlarda çalışmaların aksaması ya da başarısızlıkların yaşanmasının temelinde yatan nedenlerden biri de iletişim sorunu. Doğru iletişim ağının kurulması ve yöntemlerinin uygulanmasıyla kolayca aşılabilecek bir sorun.   En iyi üniversitelerden mezun olmuş, hatta doktora yapmış, 15-20 yıllık çalışma hayatı olan bireyler bile bazen inanılmaz iletişim hataları yapabiliyor. Özellikle yönetim kadrolarının iletişimde yaptığı hatalar, alt kadroyu istifaya kadar giden bir sürece sokabiliyor. Diğer kademelerde çalışan bireylerin yaptığı iletişim hataları ise çalışmaların sekteye uğramasına, bazen başa dönmesine, motivasyonun düşmesine ve çalışanlar arası çatışmaların yaşanmasına sebebiyet verebiliyor. Bu nedenle, kurumun her kademesinin doğru iletişim eğitimleri alması gerekiyor.

3. Hizmet kalitesi eğitimleri
Kurum içinde doğru çalışma yöntemlerini içselleştirdikten sonra kurumun piyasaya sunduğu hizmetin kalitesinin önemini çalışanlara çok iyi anlatmak gerekiyor. Yazının başlarında değindiğim yabancılaşma sorununun yaşanmaması için, ortaya çıkacak ürün ya da hizmette yakalanması hedeflenen kalite düzeyi ve bu doğrultuda yapılması gerekenler çalışanlara iyi anlatılmalı. Bu kapsamda telefonda müşteriyle konuşmadan, gelen ziyaretçiyi ağırlamaya, üretim sürecinde gösterilmesi gereken titizlikten yeni fikirler geliştirmeye kadar geniş bir yelpazede, kurumun ihtiyaç duyduğu eğitimlerin verilmesi gerekiyor.

4. Kariyer planlamasına ve çalışanın gelişimine yönelik eğitimler
Yazımın başında değindiğim hazır çalışan arayışı çok da akılcı bir yaklaşım değil. İK lar şunu düşünmeli: "Ya istediğimiz niteliklere sahip hiç bir aday olmasaydı?"  Bazen öyle iş ilanları oluyor ki, adayın 25 yaşını aşmamış, en az 5 yıl deneyimli ama aynı zamanda üniversite mezunu olması bekleniyor. Hesaplayınca bunun çok nadir karşılaşabileceğiniz bir durum olduğunu görüyorsunuz. Bir de hiç profesyonel bulmadığım, asıl ihtiyaç duydukları ve diğer adaylarda bulunmayan özel yetenekleri olmasına rağmen, 2 saatlik bir eğitimle öğrenilebilecek olan bir programı bilmediği gerekçesiyle adayı eleyen bir İK mantığı var ki bu gibi örneklerin yaşanmasını aday bolluğuna bağlıyorum. Adayların bolluğu, iş verenlere daha geniş bir yelpazede daha rahat seçim yapma ve her kriteri isteme rahatlığına kavuşturuyor.

İşin bir de maliyet boyutu var. Kuruma fazla maliyetli olmaması için, az çalışanla çok iş yapılması isteniyor.

Çalışanlar ise kendilerini geliştirebilecekleri ve yükselebilecekleri bir işe sahip olmak istiyorlar. Dolayısıyla çalışanların kuruma katkı sağlamaları ve yeni fikirler geliştirmeleri, kuruma olan bağlılıklarıyla doğru orantılı. 

Tüm bu yönleriyle bakınca yetenek yönetimiyle paralel olarak çalışana yatırım yapılması gerekliliği kolaylıkla görülebiliyor. Kurumlar çalışanların eksik kalan yönlerini tespit etmeli, mesleki gelişimlerine katkıda bulunacak eğitimler düzenlemeli. Bu sayede hem kurum içinde çalışanların kariyerleri doğru bir planlamayla yönlendirilecek hem de çalışmaların kalitesi yükselecektir.