28 Kasım 2012 Çarşamba

LÜTFEN BÜTÜN BUNLAR BİR KABUS OLSUN :( !!


Masanın her yanına dosya kuleleri dikilmiş, durmadan telefonlar çalıyor ama dosyalardan telefona ulaşmak mümkün değil, tam telefonu açıyorsunuz, karşınızdaki beklemekten usanıp kapatmış, tabi bu sırada bir grup dosya kendini yerlere atmış.

Bitti mi? Hayır!

Dosyaları toplamaya çalışırken iki ayak görürsünüz. Yavaş ve endişeli bir halde bakışlarını yukarı kaldırırsınız. Evet, bildiniz :) Amiriniz yeni talepleriyle işte tam da burnunuzun ucunda durmaktadır.

Hiç sorun değil, onu da yaparım. Hepsini yaparım. Bir sıraya koyayım, gerisi kolay. Ama ne mümkün! Hoop bir telefon daha. Siz telefondayken bir kaç evrak daha sekreterin ellerinden kayıp tüm şiddetiyle düştü masanıza. Tabi telefondakinin bir amiriniz olması da mümkün: "Ne oldu benim iş?"...

Kendinizle savaşıyorsunuz: "Hayır, dayanacağım. Yapabilirim. Bunlar beni yıldıramaz..." O yığının arasından gözlerinizi tavana dikip yalvarıyorsunuz: "Bütün bunlar bir kabus olsun, şimdi gözlerimi kapatıyorum, açınca hepsi yok olsun?!"...

Tanıdık geldi mi? :)

Evet, maalesef burası gerçeğin tam ortası. Ve siz, aramıza hoş geldiniz :)

Oysa işe girerken ne kadar da sevecen ve güler yüzlülerdi değil mi? Orası reklam bürosuydu, artık imzayı attığınıza göre, gelsin ağır çalışma koşulları, gelsin mobbing, gelsin iş hayatındaki tüm diğer kötü durumlar...

Peki ne yapacaksınız? İstifa mı? Bu kadar çabuk pes edemezsiniz. Hem diyelim buradan ayrıldınız. Ya gittiğiniz yer de burası gibi çıkarsa? Köklü ve akılcı çözüm yolları bulmalıyız. O halde önce işveren çalışanına neler yapıyor, onlara bakalım. Sonra çözüm yollarını paylaşalım...

FAZLA SORUMLULUK YÜKLÜYORLAR

Bu, özellikle "nitelikli" çalışanın sorunu. İşveren, çalışanının performansını görüyor. İşin içeriğine bağlı olarak, çalışanın hem bir birey olarak sahip olduğu niteliklerin, hem de yaptığı iş üzerindeki başarısının farkına vardığı zaman, bir çok sorumluluğu bu çalışanına yüklüyor.

Bu durumun hem iyi hem kötü yanları var:

İyi yanı, çalışanın daha çok sorumluluk alarak yükselişini hızlandırması ve işverenin kendisine duyduğu güvenden dolayı onore olması, motivasyonunun artması.

Ancak tam da bu noktada, durum kötü bir hal alabiliyor. Şöyle ki; her insan beğenilmekten ve bunun somut takdirlerinden hoşlanır. Hal böyle olunca, bazı işverenler maalesef bu durumu kullanıyor. "Sen iyisin, başarılısın. Sana güveniyorum." gibi ifadelerle çalışanı yumuşatıp ardından işleri veriyorlar. Bazen öyle oluyor ki, etrafınızdakiler durumu fark edip işleri seriyor ya da bilinçli olarak hata yapıyor. Sonunda onların işlerinizi de yaparken bulabiliyorsunuz kendinizi.

NE YAPMALI?

Kendinizi ezdirmemeli ve bu kadar yıpratılmaya izin vermemelisiniz. Kibarca, zaten yapmakta olduğunuz çalışmaları patronunuza aktarın. İş yapmaktan kaçmadığınızı, ancak bu yoğunluk içinde bir desteğe ihtiyaç duyduğunuzu, bu noktada kendisinin size yol göstermesinden memnuniyet duyacağınızı dile getirin. İlk adımda işleri sıraya koymaya yönelecektir. Ses etmeyin, verdiği sırayla çalışmalarınızı yürütün. Gerçekten yürümüyorsa, patronunuza diğer çalışanların da bu çalışmaya katkıda bulunmayı sağlamayı önerin. Bu, liderlik vasıflarınızı göstermek için de size büyük bir fırsat sağlayacaktır.

İŞ TANIMLARI VE ROLLER NETLEŞTİRİLMİYOR

Kimin ne iş yapacağı belli değil. Sürekli bir kaos hakim. Bu durum, çalışılan yerin yeterince kurumsal ve profesyonel olmamasından kaynaklanıyor.

Bir önceki başlık altında belirttiğim nedenlerin yanı sıra, "İş tanımları net olmasın ki, istediğimiz zaman, istediğimiz kişiye istediğimiz işi yaptıralım, itiraz edemesin." düşüncesi bu durumun temelini oluşturuyor.

NE YAPMALI?

İş yerinde büyük bir stres kaynağı elbette. İş görüşmelerinizden itibaren bu konuda tüm soru işaretlerinizi giderip imzanızı atın derim.

ROL ÇATIŞMALARI YAŞANIYOR

Bir çok farklı sorumluluk altında olan çalışanların sıklıkla karşılaştığı bir problem.

Sorumlulukların türüne göre, bağlı olunan kişiler değişiyor. Tabi size bağlı olanlar da.

Bir iş için bir taraf A isterken, diğer taraf B isteyebiliyor. Bu istekler birbirinden tamamen zıt olabiliyor. Her iki tarafın da isteklerini gerçekleştirmek zorunda olan çalışan, rol çatışması yaşıyor. Motivasyonu düşüyor, öz güvenini yitiriyor, işten keyif almamaya başlıyor.

NE YAPMALI?

Dikkat edilmesi gereken ilk nokta, bu iki talepte bulunanların birbirleri arasındaki ego savaşı. Arada kalmak oldukça yıpratıcı tabi...

Dik duruşunuzu asla kaybetmeyin. Bütün istenenleri not alın, ortak noktalarını belirleyin ve buraları işinizde kaleniz haline getirin. İşinizin en sağlam noktası, hemfikir oldukları noktalar olsun. Bu süreçte diğer fikirleri yan yana getirin. Orta nokta bulmaya çalışın ve isteklerini içine yerleştirin. Eğer bu mümkün olmuyorsa ve biraz zamanınız varsa, iki farklı fikir için, aynı temelde, iki farklı çalışma yapın ve ikisini de ortak bir toplantıda sunun. Seçimi onlara bırakın. Bırakın siz yıpranacağınıza, taraflar son noktayı koysun.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder