rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2015 Cumartesi

5 ADIMDA TAKIM RUHUNU OLUŞTURUN

Birçok kurum, işe alacağı adaylarda takım çalışmasına yatkın olma özelliğini arıyor. Oysa yapılan çalışmalardan etkin sonuçlar alabilmek için, adayın bu özelliğe sahip olması kadar, kurumun takım ruhunu yaratabilmesi de önemli. Peki takım ruhu nasıl oluşturulur?

  1. Parçaları birleştirin: Bir takımda birbirinden çok farklı karakterlere sahip bireyler bulunabilir. Takım ruhunu oluşturmanın ilk adımı, bu farklı özelliklere sahip bireylerin, bir bütünün parçaları gibi hareket etmelerini sağlamaktır.
  2. Parçaları doğru konumlandırın: Bunun için ekibi oluşturan her bireyi çok iyi tanımalısınız. Tüm bireyleri yetenekleri ve karakteristik özellikleri doğrultusunda görevlendirin. Bireysel özelliklerinin, takım çalışması sırasında avantaj ve dezavantaj oluşturabilecek yanlarını göz önünde bulundurun.
  3. Ortak hedef ve ortak rakip gösterin: İnsanlar, olağanüstü durumlarda birbirlerine normal zamanlardan çok daha fazla kenetlenirler. Buradan hareketle takıma, ulaşmaları için ortak bir amaç ve bu süreçte mücadele edecekleri ortak bir rakip gösterin. Rakibi gördüklerinde, hedef daha fazla değer kazanacaktır. Takım, bu değerin etrafında kenetlenir.
  4. Ekip içerisinde kendilerini gerçekleştirmelerine izin verin: Her bir bireyi dinleyin, önerilerine kulak verin. Görüşlerinin önemsendiğini ve takıma katkılarının olduğunu görmeleri, bireyleri takıma daha çok bağlayacaktır.
  5. Tartışmalardan kaçmayın: Her takımın içerisinde anlaşmazlıklar ve fikir ayrılıkları olabilir. Bu gibi durumlarda sorunu bastırmaya çalışmak, takımın çatırdamasına zemin hazırlar. Tartışmanın yaşanmasına izin verin ancak süreci kontrol altında tutun. Tartışılan konu bireyler değil, görüşler olsun ve tartışma uzlaşmayla sonuçlansın.


22 Şubat 2013 Cuma

HIZINI ALAMAYAN ADAY, RAKİBİNE SALDIRDI!

Son dönemde yine birçok kurum toplu alımlar yapıyor. Daha doğrusu yapmaya çalışıyor. Dışarıda çizdiği imajdan ötürü (bu imaj meselesine daha sonra yer vereceğim), hesaplarıma göre ortalama 5000 kadar adaydan başvuru alıyorlar. Önce belirli merkezlerde yazılı sınavlar gerçekleştiriyorlar ki bunlar genel yetenek ve kişilik envanterlerinden oluşuyor. Buradaki sonuçlara göre çeşitli ayrımlara gidiliyor, belirlenen yüzdelik dilimdeki adaylar ikinci aşamaya davet ediliyor. Ne oluyorsa bundan sonra oluyor zaten :)

Grup mülakatları... Adaya verilen mesaj şu: Biz bu kurumun yöneticileri, size tartışmanız için bir konu verecek, liderlik kabiliyetinize, kıvrak zekanıza, kendinizi ifade etme şeklinize, stres altında nasıl tepki verdiğinize, hem grubu hem konuyu kontrol edebilme ve yönlendirebilme becerinize bakacağız. Fakat maalesef verilen mesajdan her adayın anladığı aynı şey değil :) Öyle ki; durum mülakat odalarından taşmış, forumlarda tüm hararetiyle sürmekte.

Foruma göz gezdirirken rastladığım tartışmalardan birini paylaşmak istedim. Konuyu hatırlamıyorum şimdi, yine bir konu verilmiş, grup ikiye ayrılarak görüşlerini savunmaları istenmiş. Karşılıklı iki gruptan adayların tartışmasını okuyunca, önce şaşırdım, sonra güldüm, sonradan sonraya bu insanlarla uğraşan İK çalışanları için bir hayli üzüldüm. Sonuçta makul yanıtlarla, belli bir çizgide oldukları izlenimini vererek, yüzdelik dilime giriyorlar ve İK da davet ediyor. Her gün tahmini ortalama 50 aday görüyorlar, zihnen de oldukça yorucu bir süreç... Bir de işin içine grup mülakatlarını meydan savaşı sanan adaylar girince...

Uzatmayayım; adaylardan biri durum değerlendirmesi paylaşımlarında tarih saat ve konu belirterek bulunduğu grubu açıkladıktan sonra, karşı gruptaki adayın savını ve üslubunu eleştiriyor. Karşı taraftan yanıt gecikmiyor. Sonunda hızını alamayan bu iki adayımız inanamayacağınız üsluplarla kavgaya tutuşuyor. "Benim söylediğim doğru, sen anlamazsın. Biraz daha çalış gel tatlım, büyümen lazım." gibi, okurken istem dışı bir kahkaha patlattığım, sonradan "ağlanacak halimize gülüyoruz" dediğim manzaralar...

Durum bu magazinsel boyuttan çok daha derin, çok daha vahim... Ne kadar çok sayıda insan umut bağlıyor, ne kadar farklı beklentiler geliştiriyor. Peki bütün bunlara değiyor mu? Uğruna adayların adeta savaştığı kurumlar, gerçekte de dışarıdan göründüğü gibi mi? Bir sonraki yazımda...